ihracat hedefine dogru yeni formül: I kare (I2)

images/haber_resimleri/dunya-ekonom.jpg


ihracat hedefine doğru yeni formül: İ kare (İ2)

İmalat gücündeki dönüşüm nasıl olacak?

Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme patikasında devam edebilmesi adına ihracat odaklı büyümenin merkezde olması gerektiği konusunda bir fikir birliğine varılmış durumda. Ancak, bu mutabakatın tek başına yeterli olmadığı, ihracatta da sürdürülebilir bir performans göstererek hedeflere bir adım daha yaklaştıracak hamleye geçişimiz zorunlu gözüküyor.


Peki bir sonraki hamleler neler?

 

İhracat odaklı büyümenin iki yolu var: ilki daha çok pazara mal satabilmek. İkincisi ise satışını yaptığınız mallardan daha çok kâr edebilmek. Bu iki yolu biraz daha derinlemesine incelersek, alternatif pazarların geliştirilmesi konusunda gayret ve üretimde farklılaşmayla karşılaşıyoruz.

Alternatif pazarlar dediğimizde, bu genellemenin artık biraz daha özelleşmesi, kısacası net ve hedef gösterir nitelikte olması gerekiyor. Hedefi doğru belirlemek için ise ihracat pazarlarımıza yönelik derinlemesine analizler oluşturmamız gerekiyor. Makro büyüme konusunda, uzunca bir süredir ihracat performansımızın ortaya koyduğu katkı yadsınamaz derecede gerçekleşiyor. Ancak, bu katkının sürekliliği için ihracattaki rekabet unsurlarımızın daha sağlam temellere oturtulmasına gerekli. Bu temellerin başında, sanayimizin yani imalat gücümüzün her anlamda geliştirilmesi konusu geliyor. Elbette ihracat performansı sanayi üretimini olumlu yönde geliştiriyor. Bu sonuç dış ticaret açığının azalmasına ve cari açığın düşmesine de katkı sağlıyor. Bu noktada, 2023 hedeflerine ulaşma adına üretim politikalarımızın geliştirilmesi büyük önem kazanıyor. Yani hedef, daha kaliteli ve daha rekabetçi üretim.


İmalat gücündeki dönüşüm nasıl olacak?

 

Elbette üretim yapısının dönüşmesi kolay değil. Ülke olarak imalat sanayinin milli gelirdeki payı düşüyor. 2023 hedefi yüzde 10 olan üretimde yüksek teknoloji kullanımı yüzde 4 ile 2023 hedefi yüzde 50 olan üretimde orta düzeyli teknoloji kullanımı yüzde 30.5 ile halen 2023 hedeflerimizin çok altında seyrediyor. Üretilen ürüne katma değer katmak, farklı ama rekabetçi ürünler oluşturmak; Ar-Ge çalışmalarından endüstriyel tasarıma, oradan da üretimde daha fazla teknoloji kullanımına kadar uzun bir yelpazede değişimi zorunlu kılıyor. İlk etapta bu değişim için doğru bir stratejinin ortaya konması ve kamu ile özel sektörün değişime hazır olmaları gerekiyor. Özetlersek, imalat gücümüzün rekabetçi bir kimlik kazanması için atılacak adımların başında şunlar geliyor:

- Ar-Ge yatırımları ve teknoloji kullanımının özendirilmesi,

- Sanayi yatırımlarına yabancı sermaye çekme konusunda yenilikçi adımların desteklenmesi

- KOBi’lerin finans sorunlarına çözümler geliştirilmesi,

- Markalaşma bilincinin bir ülke stratejisi olarak yürütülmesi.

Bu stratejileri biraz açarak detaylandırmak ve bir eylem planı ortaya koymak gerekirse, kamunun atması gereken adımların başında imalat sanayimizin kalite ve yapısını geliştirecek proje bazlı teşvikler uygulanmalıdır. Stratejik olduğu kadar mukayeseli üstünlüğümüz bulunan alanlar, hatta pazarlar göz önünde bulundurarak, iri KOBİ’lerimiz tespit edilmeli, firma bazında eylem planları ile bu firmalar global düzeye çekilmelidir. Sürdürülebilir büyüme için sadece ihracat odaklı büyüyelim düşüncesi artık yeterli bir yaklaşım olmaktan uzaktır. İstihdam sağlayan, yenilikçiliğe açık, kalite odaklı bir üretim sürecinin desteklenmesi ile ihracat gücümüz artacaktır. Bu noktadan hareketle, Türkiye'nin potansiyel büyüme düzeyini yukarılara taşımak için çekici çıpalar oluşturmalı, sürdürülebilir ve tatminkar büyümenin temelini ise imalat üstü ihracat, yani i kare(i2) formülü oluşturmalıdır. Bu model, ihracatımızı kaliteli, rekabetçi ve yenilikçi üretim anlayışının üzerine inşa edecek bir yolu bizlere sunmaktadır.