Kötü gümrük* ve iyi âdetler (köse yazari: Joost Lagendijk)

small_joostlagendijk.jpg


İki hafta önce Türkiye'nin bazı iyi ve kötü taraflarını, kurumlarını ve insanlarını hemen hemen eşzamanlı tecrübe ettim. Hepsi birkaç gün içinde aynı yerde oldu.

Olay yeri, İstanbul Anadolu yakasındaki Erenköy Gümrük Müdürlüğü'ydü. Hollanda'daki eşyalarımızın bir kısmını Türkiye'ye getirtmek istememiz, neredeyse iki günün tamamını orada geçirmemizle sonuçlandı.

Üç yıl önce eşimle birlikte Brüksel'den İstanbul'a taşındık. Bu arada aile ve dostları ziyaret etmek, Brüksel'deki temaslarımı devam ettirmek ve toplantılarla konferanslara katılmak için Hollanda'da küçük bir daire kiralamaya karar verdik. Aradan üç yıl geçtikten sonra, o dairede görece az kaldığımızı ve kalacak kendi yerimizin olmasının masraflarının avantajlarını aştığını idrak ettik. Dolayısıyla kira sözleşmesini sona erdirdik, eşyalarımızın bir kısmını kız kardeşime verdik ve geri kalanını topladık. Eşyaları Türkiye'ye taşıması için bir Hollandalı-Türk şirket bulduk. Her şey yolunda gitti, ta ki kamyon Erenköy'e varana dek. Türk gümrüğünde işlerin asla kolay yürümeyeceğini baştan bilmemiz gerekirdi. Üç yıl önce eşyalarımızı gümrük deposundan çıkarabilmek için neredeyse bir ay beklemiştik. Bu kez hepi topu çok az şey sokmak istediğimizden ve istenen tüm evrakları mükemmel düzende hazırladığımızdan, işlemlerin daha az pürüzle tamamlanmasını umuyorduk.

Ama Erenköy'e gittiğimizde, 2009'un tüm kötü hatıraları yeniden canlandı. Oraya hiç gitmemişler için söyleyeyim; Erenköy gümrük alanı antrepolar, kamyonlar, ellerinde kâğıt kalabalığıyla etrafta koşuşan yüzlerce adamla dolu devasa bir yer. Bunların çoğu gümrük acentelerinin personeli ve eşyalarınızı alabilmek için tamamlamanız gereken tüm işlemleri onlara belletmeniz gerekiyor. Bu kez şanslıydık, çünkü bizim için çalışan iki adam hem sempatik hem faaldi. Nakliye şirketi, kendisine bağlı daha küçük firmadan bizimle ilgilenmesini istemişti, onlar da bunun gereğini yerine getiriyordu. Bir ofis penceresinden diğerine gidiyor, her seferinde hangi kâğıdın eksik olduğunu ya da hangi formun üzerine hangi damgayı bastıracağımızı anlamaya çalışıyorduk.

Üç yıl önce olduğu gibi, yine canlarının çektiğine karar veren anonim bürokratlar tarafından yönetilen bir yere düşmüşe benziyorduk. Onların kurallarını kimse anlayamıyordu ama herkes boyun eğmek zorundaydı. Kafka'nın akıl sır ermez keyfiliğin dayattığı davranışlar içindeki suratsız devlet memurlarıyla dolu boğucu binalar hakkındaki yazılarından esinlenmiş türden bir yerdi. Yeni bir kapı tıklatma turunu beklerken, acentecilerimiz Türkiye'deki gümrük işlemlerini bildikleri kadarıyla Avrupa'dakilerle kıyasladı. Şeffaflıktan tümüyle yoksunluktan ve öngörülemezlikten şikâyet ettiler. Her yeni seferde kuralların nasıl yorumlanacağını kimse bilmediğinden sürekli doğaçlama çalışmak zorundaydılar. Elbette bu sürekli kendilerini duruma uyarlama halinden ekmeklerini kazanıyorlardı, ama modern devlet kurumlarının değişkenliği ve memurlarının başına buyruk davranışlarını temel alamayacağında hemfikirdiler. Bu arada gümrük işlemlerini tamamlamak için ödeyeceğimiz ekstra paranın sadece bir kısmının aracılarımıza kalacağını da öğrendik. Geri kalanı, meçhul ceplere girecekti. Aracılarımız kesin emindi: Türkiye'yi bu yolsuz sistemi değiştirmeye mecbur bırakabilecek tek bir şey vardı, o da AB üyeliği...

Sonra birdenbire, Avrupa Parlamento-su'ndaki günlerimden beni tanıyan biri çıkıverdi. Bize çay ve kahve ikram edip sorunlarımızı çözmek için gönüllü oldu. İnanılmaz biçimde, birkaç saat içinde, tüm formlarımız onaylanmış ve damgalanmıştı. Kurtarıcımız koridorlarda dolaşıp tanıdıklarıyla konuştu. Sonuç: Gümrük deposunda VIP muamelesi gördük ve ikinci günün sonunda eşyalarımızı kamyona yükleyip çıkardık.

Erenköy'de bürokratik saydamsızlık geleneği ile kişisel ilişkiler temelinde insani yardıma içtenlikle hazır olma kültürü birlikte var oluyor. Umalım, Türkiye, modernleşirken, kötü gümrüğü* ortadan kaldırsın, ama bu ülkeyi pek çok Avrupa ülkesinden ayıran iyi âdetlerine bağlı kalsın. *Yazar, bir dil oyunu yapıyor. Kelimenin İngilizce karşılığı olan 'customs', hem gümrük hem de âdet, adap, gelenek anlamlarına geliyor

kaynak: zaman - Kötü gümrük* ve iyi âdetler (köşe yazarı: Joost Lagendijk)