Ekonomi Bakani Nihat Zeybekci 2014 Yilinin Ilk Yarisini Degerlendirdigi Bir Basin Toplantisi Gerçeklestirdi

images/ki%C5%9Filer_bakanlar_vs/nihat_zeybekci-png.png


Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 2014 Yılının İlk Yarısını Değerlendirdiği Bir Basın Toplantısı Gerçekleştirdi
 

 

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 2014 Yılının İlk Yarısını Değerlendirdiği Bir Basın Toplantısı Gerçekleştirdi

 

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 2014 yılının ilk yarısını değerlendirdiği bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantı Ekonomi Bakanlığı Yerleşkesi 2. Kat Toplantı Salonu’nda yapıldı. Toplantıda Bakan Zeybekci’ye Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım ve Müsteşar İbrahim Şenel’in yanı sıra üst düzey diğer bürokratlarda eşlik etti. Bakan Zeybekci, pek çok önemli konuya değindiği toplantıda sözlerine ihracat rakamlarını değerlendirerek başladı ve şunları kaydetti:

“Geride bıraktığımız 6 ayda ihracatımızı olumsuz yönde etkileme potansiyeli olan gelişmeler yaşadık ve bunların önümüzdeki dönemde de etkin olacağını görüyoruz. Yıl sonunda büyümede %4 ve üzerini göremeyebiliriz. Ama büyümenin yapılan kötümser tahminlerden çok daha iyi olacağını öngörüyoruz. Bilindiği gibi iç talepte yaşanan gelişmeler Türkiye’nin büyüme oranını önemli ölçüde etkiliyor. Bu kapsamda tüketim ve yatırım harcamalarında yapılan girişimleri hepimiz çok yakından takip ediyor ve yeri geldikçe bu iç tüketimin/iç talebin daralmasıyla ilgili enflasyonla mücadelede iç talebi daraltarak mı yoksa arzı artırarak mı mücadele edilmesi gerektiği yönünde görüşlerimizi de hükümet politikalarımızın dâhilinde kalmak kaydıyla belirtiyoruz. İlk 6 ayda özel tüketimin çok daha yüksek olması gereken payı %1.2 seviyesinde gerçekleşti. 2013 yılının aynı dönemlerine kıyasla, tüketim malları ithalat hacmindeki tüketim vergilerindeki otomobil ve konut satışlarındaki azalmalar aslında bize bu sonuçların sinyallerini vermekteydi. Bu durum özel tüketim harcamalarının büyümeye katkısının düşmeye devam ettiğini göstermekle birlikte, ÖTV’de ve kredi kartı kullanımlarında yapılan düzenlemelerin etkisinin daha belirgin bir şekilde hissedilmeye başladığını da açıklıkla ortaya koymaktadır. Ancak 4. Çeyrekteki artış hızında yaşanan toparlanma ile birlikte bir miktar hareketlenme olabileceğini şimdiden görüyoruz.

İç talebin bileşenleri olan özel tüketim, yatırım ve kamu harcamalarını bir arada değerlendirecek olursak ulaştığımız iç talebin büyümeye katkısının 2014’ün 2. Çeyreğinde negatif binde 4 ve ilk yarıda pozitif yüzde 1.3 puan olduğunun sonucunu da hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla 2014’te büyümenin motorunun iç talep değil, ihracat olduğunu 1. Çeyrekte ve 2. Çeyrekte de gördük.

Büyümede ilk 6 aydaki tabloda bizi mutlu eden gelişme, net ihracatın büyümeye olan güçlenen katkısı ilk çeyrekte %4.7’lik büyümenin %2.6 puanının ihracattan gelmiş olmasıdır. 2. Çeyrekte ise yüzde 2.1 olan büyümenin %2.9 puanı net ihracattan gelmiştir. İhracat yaparak büyümeye devam edeceğiz ve ihracata dayalı büyümenin Türkiye’nin gerçek büyümesi olacağını, Türkiye’nin bütün sıkıntılarında en önemli ilaçlardan biri olacağını biz bugün burada söylüyoruz. Önümüzdeki dönemde de bunu gerçekleştirmeye gayret edeceğiz. Böylece ilk 6 ayda %3.3 büyüyen ekonomiye net ihracat %2.7 puan destek vermiş oldu. Bu özlediğimiz, olması gereken dengeli ve kalıcı büyümenin de anahtarıdır. Türkiye olarak amacımız 62. Hükümet programında da ifade edildiği üzere istihdam yaratan ar-ge’ye dayalı istikrarlı bir büyüme yolu inşa etmektir.

Ekonomimiz artık iç talebin uçuk düzeylerde büyüdüğü, net ihracatın negatif katkı verdiği kalıptan çıkıp hem iç hem dış talep katkısı ile büyüyen bir ekonomi olma yoluna da girmiştir. Bunun kalıcı kılınması için her türlü tedbiri önümüzdeki dönemde almaya devam edeceğiz.

Çarşamba günkü yazılı açıklamamda da ifade ettiğim üzere iç talebin biraz daha canlı olması, biraz daha rahat bırakılması gerekliliğini de tercih ettiğimizi burada yinelemek istiyorum. İlk iki çeyrekteki bu durum, kalan çeyreklerde de devam edecek ve 2014’te 3. Ve 4. Çeyrekte olmak üzere net ihracat büyümeye pozitif katkı vermeyi sürdürecektir.

Ekonomi Bakanlığı olarak 2015’te de aynı şekilde büyüme sağlamak için diğer bakanlıklarımızın ve hükümetimizin genel politikaları çerçevesinde birlikte adım atmaya devam edeceğiz. İhracatla katma değer yaratacağız ve ihracatla büyüyeceğiz. Bugün ilk yarı değerlendirmesini yapıyoruz ama biliyorsunuz Türkiye İstatistik Kurumu, 7 aylık dış ticaret verilerini de açıkladı. Buna göre ihracatımız %6.1 artışla 93,5 milyar dolar oldu. Böylece ihracatta şimdiye kadarki en yüksek 7 aylık değer kaydedildi. İthalatımızdaki %6.2 gerileme ile 139.6 milyar dolar dış ticaret açığımız ilk 7 ayda %24 gerileyerek 46.1 milyar dolar oldu.  İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 7.7 puan artarak %67 olarak gerçekleşti. Geçen yıl ilk 7 ayın 6’sında yani haziran ayı hariç şimdiye kadar ki en yüksek aylık ihracat değerlerine ulaşıldı. 2014 ocak temmuz döneminde 237 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleşti. 81 ilimizin tamamı ihracat yaptı. 47 ilimizin ihracatı arttı. 97 faslın 74’ünde ihracatımız arttı. Yani fasılların genelinde bir artış sağlandı. 62 faslın ithalatında da yine artış görüldü.

Önemli bir diğer hususu da dikkatlerinize arz edecek olursak, ocak-temmuz dönemine bakıldığında geçen senenin aynı dönemine göre dış ticaret açığının %24 azaldığını gözlemliyoruz. Enerji hariç dış ticaret açığının da %47 azaldığını görüyoruz. Türkiye’nin geçmiş dönemleri incelendiğinde dış ticaret açığının daha çok kriz dönemlerinde ithalatın ihracattan daha hızlı azalması sebebiyle azaldığı görülecektir. 2014 yılı ocak-temmuz döneminde dış ticaret açığında gerçekleşen azalışın sebebi ise kriz dönemlerinin tam tersine ihracat artarken ithalatın azalıyor olmasıdır. İthalat azalışında önemli olan diğer bir husus da ara malı, hammadde ve yatırım mallarında azalış değil, Türkiye’de tüketilmediği, ithalat yapılmadığı zaman Türk ekonomisini olumsuz etkilemeyecek alanlarda ithalatta azalış yaşanması son derece önemlidir.

Net ihracatın büyümeye katkısının pozitif olmasını sağlayan bu sürecin devamını sağlamak için çalışıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de gereksiz ithalatın azaltılması ve Türkiye’deki üretimin canlandırılması ile ilgili tedbirler aldık, Şu anda çok önemli tedbirler üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde de bununla ilgili çalışmalarımız sürecek.

Bunlar 7 aylık veriler ancak diğer ülkelerin pek çoğunda 6 aylık veriler olduğu için bizimde 6 aylık verilerimiz üzerinden şunu söylememiz mümkündür: Dünyayla kıyaslayacak olursak Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tarafından açıklanan 72 ülkenin en güncel verilerine göre, 2014 yılının ilk 6 ayında 48 ülkenin mal ihracatı arttı, 24 ülkenin mal ihracatı ise azaldı. Türkiye ihracatını artıran ülkeler arasında 18. Sırada yer alarak önemli bir başarı sağladı.

Önemle takip ettiğimiz bir başka konu, Türkiye’de hakikaten çok önemli bir istatistik, çok önemli bir gösterge olduğuna inandığımız ihracatımızın kilogram fiyatıdır. İhracatımızın kilogram fiyatlarına baktığımızda çok güzel şeyler görüyoruz.

2013 yılının ilk çeyreğinde 1.58 olan ihracat kilogram fiyatımız, 2014 yılının ilk çeyreğinde 1.74 dolara çıkmıştır. 2013 yılının ikinci çeyreğinde 1.49 olan ihracat fiyatımız 2014 yılının ikinci çeyreğinde 1.59 dolara çıktı. 2013 yılının ilk yarısında toplam olarak aldığımız zaman 1.53 olan ihracat kilogram fiyatımız 2014 yılının ilk yarısında 1.66 dolara çıkarak ihracat kilogram fiyatımızda net %8,5 bir artışı gerçekleştirmiş olduk.

İthalat kilogram fiyatları da bu anlamda bakıldığında Türkiye’nin teknoloji ithalatının azaldığını da gösteriyor. Bu da sevindirici bir rakam. 2013 yılı ilk çeyreğinde ithalat fiyatlarımız 1.82 iken, 2014 yılının ilk çeyreğinde 1.75 dolara indi. 2013 yılının ikinci çeyreğinde 1.96 dolar olan kilogram fiyatımız 2014 yılının ikinci çeyreğinde 1.79 dolara indi. İlk yarı olarak baktığımız zaman, 2013 yılının ilk yarısında 1.89 olan ortalama fiyatımız,2014 yılının ilk yarısında 1.77’e düşerek %6.3 oranında ithalat ürünlerimizin kilogram fiyatında düşüş sağlanmış oldu.

Bizim için önemli olan bazı bölgelerle dış ticaretimizi kıyasladığımızda rakamların önemi bütünüyle açığa çıkacaktır. AB’nin 2012 yılı sonunda %39’a kadar gerileyen toplam ihracatımız içindeki payı 2013 yılı sonu itibarıyla %41,5 olmuştur. 2013 sonlarında AB ekonomisinde başlayan hafif toparlanma bizim ihracatımıza da doğrudan yansıdı. İlk 7 ayda AB’ye ihracatımız %13.3 oranında arttı. Toplam ihracatımız içindeki payı AB’nin %43.6’ya yükseldi. Bu nokta özellikle önemli, AB ülkelerinin 6 aylık dış ticaret verilerine baktığımızda ilk 6 ayda AB’nin dünyadan ithalatı %5.8 artarken, bizim AB’ye olan ihracatımız %13.9 oranında gerçekleşmiştir. AB’nin ithalat artışının iki katından daha hızlı bir şekilde biz AB’ye olan ihracatımızı artırmış olduk.

Bu performansımız bir-iki ülkeye odaklanarak artırılmış bir ihracat değildir, 28 üyeli birliğin 26 üyesine ihracat artışımız oldu. Artış yakaladığımız 26 üyenin 24’ünde ihracat artışımız bu ülkelerin ithalat artışından çok daha fazla oldu. Özetle AB pazarında varlığımızı güçlendirdik.

AB pazarında yakaladığımız ivme maalesef diğer pazarlarda aynı şekilde olmadı. Rusya, Ukrayna, Irak, Suriye, Mısır, Libya gibi önemli pazarlarımızda yaşanan siyasi gelişmeler, bu ülkelere olan ihracatımızı yavaşlattı. Ortadoğu’ya ihracatımız geçen yılın ilk 7 ayında 21 milyar dolar iken, bu yıl %3 düşerek %20.4 milyar dolara indi. Burada şu noktanın altını çizmek gerek: Türkiye için çok büyük potansiyel vaat eden Ortadoğu ve kuzeyde Rusya, Ukrayna gibi pazarlarımızda yaşanan gelişmelerden dolayı dış ticaretimizin negatif anlamda etkilenmesi şu anda maksimum düzeydedir. Ancak toparlanma başladı, özellikle Irak ihracatımız bir toparlanma dönemine girdi. Burada dikkat edilmesi gereken noktaysa şu: Bu maksimum düzeydeki negatif etkiye rağmen Türkiye ihracatını kayda değer şekilde artırdı. Önümüzdeki dönemde bu maksimum düzeydeki negatif oluşumlar yaşayan diğer ülkeler de toparlanacak ve yükselmeye geçecek, buradaki olumlu atmosferden en üst düzeyde yararlanan ülke ise Türkiye olacaktır. Malum sorunlar sebebiyle ilk 7 aydaki ihracatımız Rusya’ya %11, Libya’ya %16.3, Mısır’a %11.6, Ukrayna’ya %19.2 seviyelerinde gerçekleşti. Bu ülkelere olan ihracatımız ne yazık ki azalarak gerçekleşti. Daha önce Irak’la ilgili öngörülerimizi açıklarken bahsettiğimiz üzere Türkiye’nin Irak’taki gelişmelerden dolayı toplam ihracatında 2-2,5 milyar dolar civarında hizmet yani taşıma gelirlerimiz de dahil olmak üzere, böyle olumsuz gelişmeler yaşanabileceğini söylemiştik. Ama bunu maksimum düzeyde söylemiştik, gelişmelerden görülen o ki reel durum  ve negatif anlamda etkilenmemiz bunun oldukça altında kalacak. Eylül ayıyla birlikte toparlanma başladı, geçen senenin bu ayının ilk 11 günüyle bu yılın aynı dönemini karşılaştırırsak düşüş %9.6’a indi. Negatif anlamda %46’lardan bu seviyelere indik.

2013’te 46,5 milyar dolar hizmet ihracatı yaptık. Hizmet ihracatı ülkemiz için son derece önemli bir konu. Hizmet ihracatımızda %50 oranında net artı veren bir ülkeyiz. Ülkemiz 2010-2013 arasında toplam hizmet ihracatı olarak 378 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde hizmet ithalatımız da 183,5 milyar dolar oldu. Dolayısıyla yarı yarıya fazla verdik ve bu bizim için son derece önemli. Hizmet ihracatımızın önem düzeyine ve ne kadar net fazla verdiğimize bakacak olursak, bu alanda bir seferberlik başlatma gerekliliğimiz de ortaya çıkacaktır. Şu andaki artış oranlarımız %10’lar seviyesinde, hizmet ihracatımızdaki artışı çok daha ileriye taşımalıyız.

Hizmet ihracatımızın artışının içinde yurtdışı müteahhitlik hizmetleri önemli bir yer tutuyor. 2014 yılının 8 ayında yaşanan olumsuz gelişmelerden asgari seviyede zararla çıkan bu sektörümüz bu dönemde 11.1 milyar dolarlık 143 yeni projeyi dünyada üstlenmiş durumda.

Bu yıl hizmet ihracatında 50 milyar dolar sınırını geçeceğimizi umuyoruz. 2023 hedefimiz olan 150 milyar dolar seviyesine böylece biraz daha yaklaşmış olacağız.

Dış ticaret açığında yaşadığımız iyileşme süreci ödeme dengelerini de etkilemektedir. Bu sayede cari açığımız 2014 başından bu yana beklentilerin çok üzerinde bir azalma eğilimi yaşıyor. 2014 temmuz ayı itibarıyla yıllıklandırılmış cari açığımız 48,5 milyar dolar seviyesine geriledi. Enerji dışı cari denge, 1.4 milyar dolar; enerji ve altın dışı cari denge ise 4 milyar dolar fazla verdi.

2014 yılının ilk 7 ayında cari açık 26.8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti ve böylece geçen yılın aynı dönemine kıyasla 16.7 milyar dolarlık bir iyileşme yaşandı. 16.7 milyar dolarlık iyileşmenin 7.8 milyar dolarlık kısmı mal ve hizmet ihracatı artışından kaynaklanıyor. Dolayısıyla bizim ihracat artışımız ve dış ticaret açığımızın daralması cari açığımızı da doğrudan etkiliyor. 8.1 milyar dolarlık kısmı mal ve hizmet ithalatı azalışından kaynaklanmaktadır. Geriye kalan kısım ise gelir dengesindeki iyileşmeden kaynaklandı.

Çarşamba günü açıklanan büyüme verilerinde ilk yarıda cari açığın gayri safi yurtiçi hasılaya oranının %6.3 olarak gerçekleştiği kaydedildi. Ekonomi Bakanlığı olarak biz yıl sonunda 45 milyar dolar civarında bir cari açıkla yılı kapatacağımızı düşünüyoruz. Orta vadeli programda Türkiye, 2014 yılı sonunu %6.4 oranında bir cari açıkla kapatsaydı bunu bir başarı olarak görecekti ama biz inşallah 2014 yılı sonunu %5,5 oranında bir cari açıkla kapatabileceğiz.

2013 yılında cari açığımız %7.9’du. cari açığın finansmanı için önemli rol oynayan teknoloji transferi sağlayan ve dış pazarlara açılmayı kolaylaştıran uluslararası doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomimiz için son derece önemli.

Türkiye’ye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar 2014 yılının ilk 7 ayında geçen yılın aynı dönemine göre %9 oranında artış göstererek 7.9 milyar doları aşmış bulunmaktadır. Bu oran Türkiye’yle ilgili negatif yorumlara ve algı yönetimine rağmen gerçekleşmiştir ve bu bağlamda çok önemli bir değerdir. Bunun yaklaşık 2,5 milyar dolarını gayrimenkul satışları oluşturdu. Gayrimenkulün önemli bir kısmı ülkedeki istikrar ve ekonomik büyüme ortamı sebebiyle geldi. Bir kısmı da yabancı firmaların operasyon merkezi olarak ülkemizi seçmesi ile oluştu. Doğrudan yabancı yatırımların coğrafi dağılımına baktığımız zaman ülkemizin en yüksek doğrudan yabancı sermaye girişini yaklaşık olarak %80 ile AB ülkeleri yapmaktadır.

Türk girişimcilerin bu dönemde yurtdışında yaptığı yatırımlar ise 2.4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde Türk girişimcilerimizin yurtdışında yaptığı yatırımlar 1.6 milyar dolardı. Diğer taraftan 2014 yılı ocak-temmuz döneminde yatırım teşvik sistemi kapsamında gerçekleşen yatırımlar da olumlu bir seyir izlemiştir.

Geçen 7 aylık dönemde 2415 adet teşvik belgesi bakanlığımızca düzenlendi, bu belgeler çerçevesinde 36.3 milyar TL sabit yatırım olması ve 81 bin kişilik istihdam sağlanması öngörüldü. Ülkemizin en başarılı olduğu alanlardan biri de istihdam konusudur. Yatırım, üretim, istihdam, ihracat zincirinde ar-ge ve teknoloji yoğunluğu yüksek mal ve hizmet üretimini desteklemeye yönelik çalışmalarımız hem 62. Hükümet programına hem de 2023 hedeflerimize uygun şekilde sürdürülecektir. Büyümemiz istihdam yaratmaya devam edecektir. Bu konudaki en güncel veriler mayıs 2014 sonu itibarıyla bu döneme aittir. İstihdam piyasasının temel göstergesi işsizlik oranıdır ve buna bakınca geçen yılın aynı dönemine kıyasla %8.2’den %8.8’e ulaşan bir artış görülmektedir. Ancak sadece buna odaklanmak rakamları yanlış yorumlamaya yol açar, biz hem olumlu hem olumsuz gelişmeleri görmek ve ortaya koymak durumundayız. Doğrudur, işsizlik oranı bir nebze artmıştır ancak istihdam oranı beklentilerin çok daha üzerinde artmıştır. Geçen yıl mayıs ayında %45.1 olan istihdam oranı, bu yıl mayıs ayında %46.7’ye yükselmiştir. Böylece ülke olarak gördüğümüz en yüksek istihdam oranını yakalamış bulunmaktayız.

Son bir yılda iş gücü hacmi, 1 milyon 639 bin kişi arttı ve yaklaşık olarak 29.1 milyon kişiye ulaştı. iş gücüne katılım oranı tarihinin en yüksek seviyesine geldi ve %51.2’ye çıktı. Bir yıl için işgücü piyasasına eklenen 1 milyon 639 bin kişinin 1 milyon 352 bin kişisi yani %82’si bir işe girdi ve çalışmaya başladı. İstihdam hacmimiz 26,5 milyona ulaşarak şimdiye kadarki en yüksek düzeyine çıktı. işsiz sayısı ise 288 bin kişi artarak 2 milyon 551 bin kişiye ulaştı. Bu rakamlara göre büyümemiz istihdam yaratan bir büyümedir ve bundan sonraki süreç için de büyümemizin istihdam yaratması ya da eş değişle ihracata dayalı bir büyüme olması için tedbirlerimiz devam edecektir.

Bilindiği gibi 2023 hedeflerimiz var. 2023 yılında 2 trilyon dolarlık bir ekonomi yaratmak, 500 milyar dolarlık bir mal ihracatı, 150 milyar dolarlık bir hizmet ihracatı yapar hale gelmek bizim için en önemli hedeflerden bazılarıdır. Önümüzdeki dönemde küresel ekonominin geride bıraktığımız 10 yıla kıyasla çok daha rekabetçi olacağını hepimiz biliyoruz. Küresel talep artış hızı küresel kriz öncesi seviyelerde artık gerçekleşmeyecektir.

Mevcut üretim ve ihracat yapımızla bu hedeflere ulaşamayız. Türkiye artık edilgen bir ekonomiden etken bir ekonomiye geçmelidir. Türkiye bu hale, başkalarının enerji alışkanlıklarını, hammadde ihtiyaçlarını, tüketim alışkanlıkları ve benzerlerini belirleyip kontrol ettiği bir dünyada fason üretim yapan edilgen bir ekonomi olarak geldi. Bu başarıyı böyle şartlar içinde sağladı. Türkiye eğer 2023 hedeflerine ulaşacaksa bunu en kısa sürede rekabet gücünü artırarak, hammadde ve enerji geleceğini sürdürülebilir şekilde garanti altına alarak, kültür coğrafyasının avantajlarını kullanarak, tüketim alışkanlıklarını belirleyerek ve tüketim ağlarını kontrol ederek yapabilir.

Türkiye geçtiğimiz 10 yıl içinde çok önemli gelişmelere imza attı. Ar-ge’nin milli gelirden aldığı payı %0.5’lerden %1’ler seviyesine getirdi. Ama bakılacak olursa, en yakından takip etmeye çalıştığımız ülkelerden biri olan Kore’de bu pay %3,5 seviyesindedir. 2023 hedeflerine ulaşmak istiyorsak ar-ge’ye önem vermeliyiz. Türkiye’nin asıl problemi ar-ge, inovasyon, ileri teknoloji açığıdır. Cari açık tabiki çok önemlidir ama asıl problem bu saydıklarımdır. Türkiye artık global ekonominin etkin bir aktörü olmalıdır. Türkiye dünyanın bütün bölgeleriyle ticari ve ekonomi anlamda daha yoğun bağlar kurmalıdır. Bu konuda biz girişimlerimizi sürdürüyoruz, yakın zamanda yine gerçekleştireceğimiz ziyaretlerimizle iş adamlarımızın önünü açmayı ve tüm engelleri mümkün mertebe ortadan kaldırmayı planlıyoruz. Bugün Türkiye tarihinde olmadığı kadar yoğun bir şekilde dünyanın pek çok ülkesiyle serbest ticaret anlaşmaları imzalamaktadır. Türkiye şunun bilincindedir: önümüzdeki 1 – 3 yıl içinde ABD ile AB’nin ekonomik birlikten çok daha fazlasını barındıran bir entegrasyona gideceği, dünyanın ekonomik haritalarını yeniden çizeceği önümüzdeki dönemde Türkiye, bu haritaların dışında kalmamak için dış ticarette çok daha aktif bir strateji izlemelidir. Türkiye’nin şu anda 20 ülkeyle serbest ticaret anlaşması bulunmaktadır. Mevcut ticaret anlaşmalarımız da kapsamları genişletilerek yeniden ele alınmaktadır. Dün Moldova – Türkiye arasında serbest ticaret anlaşması imzalandı. Önümüzdeki günlerde Türkiye olarak biz TTIP’nin içinde yer alabilmek için de çok önemli bir seferberlik başlattık. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Hükümetimizle bunu takip etmeye devam edeceğiz.  Yatırım – üretim – ihracat zincirine bir bütün olarak yaklaşıyoruz. İhracatta katma değeri artırmaya önem veriyoruz. İleri teknoloji ürünlerini üretmeye ve ihraç etmeye çabalıyoruz. Küresel değer zincirine daha fazla entegre olmaya ve ihracatta pazar bağımlılıklarını minimize etmeye çalışıyoruz.

Ekonomi Bakanlığı olarak Hükümet programlarımız doğrultusunda ve 2023 hedeflerimiz gereğince ihracatçılarımızın rekabet gücünü artırmaya, üretim ve yatırım için elverişli iş ortamını ve yatırım ortamını oluşturmayı sağlayıcı çabalarımızı sürdürüyoruz. Ancak Türkiye’nin hali hazırda içinde olduğu durumu bir başarı olarak görmüyoruz; asıl hedefimiz Gazi Mustafa Kemal’in muasır medeniyet seviyesine ulaşma idealini de daha ileriye taşıyacak bir hedeftir.”

Kaynak:Ekonomi Bakanlığı

Yayınlayan: Ekonomi Bakanlığı, İhracat Genel Müdürlüğü